Nereye Gidiyoruz Sayın Erdoğan?

Länder: Türkei

Tags: Twitter, Zensur

Başbakan, Gülen Cemaati’nden tasfiye etmek, yolsuzluk iddialarını yargıdan kaçırmak, yeni suçlamaların önünü kesmek, seçim öncesi kayıpları sınırlandırmak için, İnternet sansürüne sarıldı.

Türkiye’de geçmiş ve mevcut iktidarları, medyayı daima manipüle edilecek, ayar verilecek ve kendi politikalarını destekleyecek bir araç olarak gördüler. Özellikle son yirmi yılda, enerji, otomotiv, sigorta, inşaat, bankacılık ve sanayide büyük çaplı yatırımları olan, bunun yanında medya sektöründe büyük yatırımlarına girişen finansal gruplar, yeni ihalelere kapıyı açık tutmak için iktidarlarla daima iyi ilişkiler kurmaya çabaladı. 

 

30 Mayıs 2013’te ülke çapında patlak veren Gezi eylemleri, Taksim Meydanı’ndaki 10 binlerce eylemciden söz edemeyecek duruma gelmiş sermaye medyasının bu uğurda uyguladığı oto-sansürü hiç olmadığı kadar gözler önüne serdi. 

 

Sosyal ağlar, Gezi eylemleriyle Türkiye’de ilk kez, bağımsız habere olan açlığı ortaya koyan, haberciliği sokağa yayan bir işlev gördü. Başbakanın politikalarına öfkeli bir gençlik sokağa çıktı; onlara diğer muhalif partiler katıldı.

 

Bundan altı ay sonra, 17 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrası çeşitli sosyal medya hesaplarından ortaya saçılan ses kayıtlarıysa -hukuka aykırı delil olarak görülme ihtimali bulunsa da- bu kez bir Başbakan ve bir kısım bakanların devlet ve sermayeyle olan ilişkilerini rüşvet, çıkar sağlamak, nüfus kullanma üzerinden yasadışı ve keyfi şekilde yürüttüklerine dair vahim iddialar ve buna dair veriler sağlıyordu. 

 

Gezi sürecinde canlanan sosyal medya ve özellikle Twitter etkinliği, 17 Aralık sonrası etkili partiler üstü bir muhalefet aracına dönüştü. 

 

Türkiye yargısının Twitter hizmetlerine getirdiği yasak, iletişim özgürlüğü ve temel demokratik değerler bakımından ulusal ve uluslararası standartları çiğnemekle kalmıyor, bilgiye özgürce erişme ve kanaat bildirme haklarından yoksun bırakılan Türkiye yurttaşlarını karamsarlığa itecek, bir hayli keyfi bir iradeyi de ortaya koyuyor. 

 

Başbakan Erdoğan, YouTube ve Facebook’un kapatılmasıyla ilgili sinyali “Bu milleti YouTube ve Facebook’a yedirtmeyiz” sözleriyle 6 Mart’ta vermişti. Anlaşılan tüm sosyal medyayı kastediyordu. Konuşmasının üzerinden iki hafta geçmedi ki, bir akşam Twitter kapatıldı.

 

Twitter’in kapanmasıyla ilgili ortada hepsi de “tedbir” amaçlı, üç mahkeme kararı, bir de savcılık kararı bulunuyor: İstanbul Anadolu 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 3 Şubat 2014 tarihli, İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 18 Mart 2014 tarihli, Samsun 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 4 Mart 2014 tarihli ve Terörle mücadele alanında görevli İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 20 Mart 2014’te aldıkları kararlar. Başbakan bu kararlardan hangisine işaret ediyor, bilinmiyor.

 

Başbakan, 20 Mart’ta Bursa Mitingi’nde “Twitter’in kökünü kazıyacağız” sözleriyle haberini verdiği mahkeme kararının hangisi olduğu bilinmiyor. 

 

Kapatmaya, Yurttaş İsmet Özel adına açılmış sahte bir hesabın kapatılması adına İstanbul Anadolu 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 3 Şubat 2014’te aldığı bir “tedbir” kararının neden olduğu tahmin ediliyor. 

 

İster mahkeme isterse savcılık kararıyla olsun karşımızda, Türkiye’de 12 milyonu bulan twitter kullanıcısının mağdur edilmesi gibi son derece orantısız ve savunulamaz bir uygulama var.

 

Başbakan, öyle görülüyor ki, devleti kendisine kumpas kurmakla suçladığı Gülen Cemaati’nden temizlemek, yolsuzluk gibi hakkındaki ağır iddiaları hukuk denetiminden kaçırmak, yeni suçlamalarla karşılaşmamak, sonuçta 30 Mart Yerel Seçimler öncesi kayıpları sınırlandırmak için, 2007’den beri Türkiye’nin adının baskıcı rejimlerle anılmasına yol açan İnternet sansürüne sarıldı. 

 

Erdoğan, Avrupa Birliği reformları adına yüksek yargıyı kadrolaşmalar yoluyla etkisizleştirdikten sonra şimdi de aynı yargıyı hükümeti koruyormuşçasına özel işleri için kullanmaya kalkıyor. 

 

Türkiye, demokratik hukuk devleti hedeflerini korudukça, Erdoğan ve çevresinin bu değerlere gölge düşürdüğü iddia edilen icraatları daima soruşturulmaya muhtaç olarak kalacaktır. 

 

İnternet Suçları Kanunu’nun öngördüğü orantısızlık müdahale nedeniyle YouTube, iki yılı aşkın bir süre sansürlenmiş, 2007’den bu yana Kliptube, Geocities, Googles Sites, Dailymotion, Richarddawkins.net, gazetevatan gibi onlarca site erişime kapatılmış, AB üyeliği yolunda ilerleyen Türkiye, reform pratiğini hayata geçirmede sıkıntı yaşayan bir ülke olarak teşhis ediliyordu. 

 

Ülke, şimdiyse bir Başbakanın aynı “sakat” reformları kendi geleceği için feda etmesine, potansiyel bir sansür aracı olarak kullanmasına tanık oluyor. 

 

Tüm dünya şimdi “otoriter” eğilimleri gittikçe pekişen bir Erdoğan’ı eleştiriyor. AB’den AGİT’e, Uluslararası Af Örgütü’nden (Aİ) Sınır Tanımayan Gazeteciler’e (RSF), Basın Enstitüsü Derneği’nden Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne (TGC), hak örgütlerinden Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği’ne (ÇETKODER) kadar onlarca örgüt, “yoldan sapma”, ve “otoriterleşme”ye işaret ediyorlar. 

 

Devleti ve hükümeti askerden kurtarıp sermaye eksenine oturtan Erdoğan, bir yandan AB için “reformlar” yaparken, diğer yandan da onlarca karikatürist, gazeteci ve köşe yazarına ceza davası açarak, medya patronlarını kitleler önünde tehdit ederek, ana akım medyada oto-sansürü kurumsallaştırarak, özünde basın ve ifade özgürlüğü değerlerini benimsemediğini birçok vesileyle göstermişti. 

 

Erdoğan, demokratik hakları baltalamanın hizmetine şimdi de İnternet sansürünü soktu. Yarattığı dış algı, AB hedefleri yolunda 15 yıldır yürüyen yurttaşların ümitlerini kırıyor. Yazık! 

 

Yolculuk nereye Sayın Başbakan?

 

Erol ÖNDEROGLU

Zuletzt geändert am 8. Dezember 2016